Skip to content
Home
AB Sürecinin Lokomotifi Katılımcı Demokrasi Print E-mail

ImageKatılımcı demokrasi anlayışını benimsemiş ve ortak paydasında Avrupa Birliği tam üyelik hedefi olan geniş tabanlı bir mutabakat, Avrupa Birliği yolculuğunda Türkiye`ye büyük fırsatlar sunacaktır. Katılımcı demokrasinin ilk şartı da sivil toplumla fikir paylaşımıdır.


EGEMEN Bağış`ın Devlet Bakanı ve Başmüzakereci olarak atanmasının hemen akabinde birbiri ardına gerçekleştirdiği faaliyetler sivil toplum örgütlerini heyecanlandırmaya devam ediyor. Bağış daha göreve gelir gelmez açıklamalarının temeline sivil toplum katılımını yerleştirmesi akabinde 6 Mart tarihinde düzenlenen toplantıda 1000`e yakın sivil toplum örgütünü Ankara`da ağırlayarak saatlerce bu kurumların taleplerini dinledi. Bu büyük buluşma Türkiye sivil toplum dünyası için gerçekten bir kırılma noktasıydı. AB yolundaki Türkiye ilk kez bu denli ciddi bir sivil toplum katılımı ile karşılaşırken, ABGS`nin de Bakan Bağış ile pasını atarak AB yolunda hızlı adımlarla koşmaya başlaması anlamına geliyordu.
Toplantıda tüm gün boyunca 142 sivil toplum kuruluşuna söz verildi. Konuşma sırası gelmeyen sivil toplum örgütleri için de görüşlerini iletebilecekleri bir masa hazırlandı. Hazırlanan proje masasına ise tüm sivil toplum kuruluşları proje ve görüşlerini bıraktılar. Toplantı sonrasında projeler uzmanlar tarafından incelenmek üzere kayda alındı. Toplantıda derneklere yapılan bağış ve yardımların vergiden düşülebilmesi hususunda yeni bir düzenlemenin ihtiyacından bahsedildi.

Sivil toplum inisiyatifi
Gençlik derneklerinin ulusal bir gençlik meclisinin oluşturulması yönünde talepleri oldu. Yine gençlik dernekleri gençlerin sivil toplum örgütlerine katılmalarını teşvik edecek bir sivil toplum kartı projesi önerdiler. Neredeyse tüm sivil toplum örgütleri tarafından kırsal bölgelerde Avrupa Birliği bilincini geliştirecek çalışmalar yapılması talep edildi.

Bazı sivil toplum örgütleri son zamanlarda AB treninin yavaşladığı yönünde eleştiriler yapsa da yeni bakanın `katılımcı demokrasi` inancı çerçevesinde sivil toplum örgütlerini bir araya getirme çabasının çok olumlu bir başlangıç olduğu konusunda birleştiler.

Birçok derneğin temsilcisi darbe anayasası ile Türkiye`nin sorunlarının çözülemediğini ifade ederken yeni anayasa ihtiyacını açıkça dile getirdi. 6 Mart toplantısı katılımcı demokrasi açısından da ciddi önem taşıyordu. En basit tanımı ile vatandaşların siyasi görüşlerin olgunlaşmasına, tartışılmasına ve kararların alınmasına doğrudan katılımını öngören yönetim tarzına katılımcı demokrasi diyoruz. Katılımcı demokrasiyi ciddi aksakları bulunan temsili demokrasinin yarattığı boşluklara yeni bir soluk getiren bir kavram olarak da tanımlayabiliriz.
Günümüzde her ülke kendi özel koşulları çerçevesinde katılımcı demokrasi deneyimleri yaşıyor. Türkiye`nin kanaat önderleri de katılımcı demokrasi arzularını yaklaşık 10 yıldır artan bir oranda dile getiriyorlar.
Anadolu tarihindeki katılımcı demokrasi pratikleri bu yazının konusu olmasa da son 10 yılda hem devlet tarafında sivil toplum örgütlerine bir ilgi oluştuğunu hem de sivil toplum örgütlerinde ciddi bir kurumsal hareketle yaşandığını kolaylıkla savunabiliriz. Katılımcı demokrasinin Türkiye`de başarılı olup olamayacağını iki taraftan da incelemenin yararı vardır.
1. Birinci taraf sivil toplum örgütlerinin kendi kurumsal kapasitelerini güçlendirmesi ve toplumun sivil toplum örgütlerine katılım taleplerinin incelenmesidir. Özellikle Avrupa Birliği üyelik sürecinde sivil toplum örgütleri Avrupalı ortakları ile beraber projeler yürütmesi ile birlikte kendi kurumsal kapasitelerini geliştirmeleri yönünde olumlu adımlar atmışlardır. Gençler çeşitli değişim programlarına katılmak için sivil toplum örgütlerine daha fazla yönelmiştir. Çünkü sivil toplum örgütlerine üye olmak birçok değişim programından istifade etmenin ön koşulu olmuştur. 1980`li yılların derin travmasını atlatmaya gayret eden yeni neslin sivil toplumu keşfetme arzusu katılım seviyesini olumlu yönde etkilemiştir.

Devlet kendini yenilemeli

2. İkinci taraf ise devletin sivil toplumun sorunlarını çözerek çalışmalarını kolaylaştırması, siyaset üretme aşamasında konusunda uzman sivil toplum örgütlerinin de görüşlerine başvurmasıdır. Maalesef bu tarafta işler çok parlak değildir. En basit anlatımı ile sivil toplum örgütlerinin kendi kapasitelerini geliştirme oranı devletin kendisini yenileme hızından çok daha yüksektir. Son yıllarda sivil toplum adına hatırı sayılır icraatler gerçekleştirilse de sivil toplum örgütlerinin talepleri tam olarak karşılanmamıştır.

6 Mart`ta 1.000 sivil toplum örgütü bir araya gelmiş ve tüm gün boyunca birbirleri ile deneyimlerini paylaşmak suretiyle kendi çabalarını sorgulama şansı bulmuştur. Öte yandan Egemen Bağış bir konuşma yapıp salonu terk etmek yerine tüm gün boyunca sivil toplum örgütlerini dinleyip not almış, kuruluşların yöneticileri ile tanışmış birinci elden dertlerini dinlemiş ve projelerini incelemiştir. Böylece katılımcı demokrasinin önemli gereksinimlerinden birisi olan devlet ilgisini devlet ile her karşılaştığında tedirgin olan sivil toplum örgütlerine fazlası ile hissettirmiştir. Elbette tek bir toplantı ile katılımcı demokrasinin ülkemizde yerleşmesi gerçekçi olmasa da, 6 Mart toplantısının iyi bir başlangıç olduğunu söyleyebiliriz. Sanırım bu alandaki başarının temel kriteri bu tür toplantıların devam etmesi ve yaygınlaşmasıdır.

Hükümetin Avrupa Birliği çalışma vitesini yerel seçim öncesinde olduğu gibi bundan sonra da yükseltme çabasını sürdürmelidir. Netice olarak 6 Mart`ta canlanan sivil toplum heyecanı tek bir toplantı olarak kalmamalı ve devletin geneli tarafından sivil toplum örgütleri daha fazla önemsenmelidir.

AB en güzel hediye

Katılımcı demokrasi anlayışını benimsemiş ve ortak paydasında Avrupa Birliği tam üyelik hedefi olan geniş tabanlı bir mutabakat Türkiye`ye Avrupa Birliği yolculuğunda büyük fırsatlar sunacaktır. Sivil toplum örgütlerinin bir milli takım ruhu içerisinde meseleye sahip çıkması Türkiye`nin elini son derece güçlendirecektir.

Sivil toplum örgütleri ile daha sıcak bir ilişki Türkiye`nin ihtiyacı olan `normalleşmeyi` sağlayacaktır. Türkiye`nin sahip olduğu kaynak çeşitliliği, dinamik potansiyelleri ve stratejik konumu Türkiye`ye büyük sıçrama yaptırmaya uygundur. Şüphesiz bu ülkenin gençlerine Türkiye`nin kuruluşunun 100. yılı için verilebilecek en güzel hediye sıçrama yapmaya hazır hale gelen ülkemizi tüm Dünya`nın imreneceği `Güçlü Türkiye` haline dönüştürmektir.

Türkiye yeni bakanı ve `katılımcı demokrasi` stratejisi ile bugünkü tabloyu kendisi için ciddi bir fırsata çevirebilir. Bunun için de demokratikleşmeye, diğer AB reformlarına hız vermemiz ve tek ses olarak Avrupa Birliği tam üyelik hedefini ortak bir gelecek hedefi olarak belirlememiz yeterlidir. Siyaset kurumunun da sivil toplum dünyasının da görevi, kısır tartışmalardan sıyrılarak el ele verip AB kapısını zorlamaktır. İçerisinde bulunduğumuz günlerde statükoculuk veya demokrasi korkaklığı gibi zararlı nedenlerle AB hedefine çelme takmak belki kısa vadede hükümeti veya ilgili bakanı zora sokar ama Türkiye`yi de Avrupa liginden mahalle liglerine düşürür. Kör siyasal çıkarları için Türkiye`ye bu kötülüğü yapan siyasi ve bürokratik unsurları tarihin iyi hatırlamayacağını unutmamız gerekir.

Bugün bir seçim gelir ve geçer ama gelecek nesillerimize Avrupa Birliği tam üyesi olmuş güçlü bir Türkiye hediye edebilmek en önemli siyasi erdemlerden birisidir.
This e-mail address is being protected from spam bots, you need JavaScript enabled to view it

*Toplum ve Demokrasi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Kaynak: http://www.stargazete.com/acikgorus/haber-ab-surecinin-lokomotifi-katilimci-demokrasi--179994.htm

 

 
< Prev   Next >

Login Form






Lost Password?
No account yet? Register

Polls

Sitemizde aşağıdakilerden hangisine yönelik daha çok bilgi yayınlanmasını istersiniz?
 

Visitors: 832017